Arşiv

Mayıs 2018

Browsing

Fransa denince hemen hemen herkesin aklına, Fransa’nın olduğu kadar aşkın da başkenti olan Paris gelse de doğal güzellikleri, tarihi dokuları ve yemekleriyle Fransa’nın neredeyse her kenti başlı başına büyüleyici. Gelin, Atlasglobal’le kolayca seyahat edebileceğiniz Fransa’nın iki popüler şehri Lyon ve Bordeaux’yu yakından tanıyalım.

Lyon

Paris ve Marsilya’dan sonra Fransa’nın üçüncü büyük şehri olan Lyon; Rhône ve Saône nehirlerinin birleştiği noktadaki konumu itibariyle ülkenin ticaret, bankacılık ve sanayi kenti olmuş. Bugün tekstil, mühendislik, biyoteknoloji ve ilaç sektörlerinde de uluslararası bir üne sahip. Aynı zamanda dünyanın başlıca ipek üretim merkezlerinden biri olan kentin, aslında diğer özelliklerinden fazla öne çıkan bir şöhreti var; o da Lyon’un pek çok otorite tarafından dünyanın gastronomi şehri olarak kabul edilmesi. Fransız mutfağının en “rustik”, en derin versiyonunu bulabileceğiniz bu şehre, bu şöhreti kazandıran kişi ise var olduğu dönemde “yaşayan en büyük şef” kabul edilen ve adına dünyanın en prestijli gastronomi yarışması düzenlenen, doğma büyüme Lyon’lu büyük şef Paul Bocuse. Bocuse’un ismi, onun yarattığı Michelin Yıldızlı restoranları ve konseptleri, bugün yüzlerce insanın Lyon’a gelmesini sağlıyor. Kendisi, Lyon’un son 50 yıldaki gelişimine katkıda bulunan en büyük kaynaklardan. Şehirde üç Michelin Yıldızlı üç tane restoranının yanı sıra yine kendisinin sahip olduğu daha sade ve “ucuz” restoranları da mevcut.

Gelelim Lyon’da nereler görmeniz, nereleri görmeden dönmemeniz gerektiğine. Bünyesinde bulunan birçok yerin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdiği Lyon’da, daracık taş sokaklarıyla zamanda başka bir boyuta geçtiğiniz hissi veren Vieux Lyon, yani “eski şehir” bölgesi size unutulmaz bir seyahat deneyimi yaşatacak. Birçok meydan, eski tarzda mimariye sahip köprüler ve şirin Fransız kafeleri bulunan bu bölge, kendi içerisinde St Paul, St Jean ve St Georges adıyla üçe ayrılıyor. Lyon, anlatmakla bu yazıya sığdıramayacağımız şehirlerden ama biz yine de mutlaka görmeniz gereken yerleri burada kısaca sıralayalım:

  • Şehrin ikonik simgesi Basilique Notre Dame de Fourvière
  • Üzerinde ünlü Lyon’lu isimlerin duvar resimleri olan bina Fresque des Lyonnais
  • Opéra de Lyon ve içinde bulunduğu meydan Place de la Comédie
  • Museum of Fine Arts
  • Sinemanın doğuş hikayesine tanık olacağınız Musée Lumière
  • Şehrin bohem bölgesi ve hipster’ların gözdesi La Croix-Rousse
  • Size bambaşka bir müze deneyimi yaşatacak Musée des Confluences

Bordeaux

Fransa’nın beşinci büyük kenti olan Bordeaux, 2007 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınarak, tarihi dokusunun ve güzelliğinin önemini ispatlamış bir şehir. Bağcılıkla özdeşleşen bu kentte, hayatın sakin akışı sakın sizde sıkıcılık hissi uyandırmasın. Her köşesinden unutulmaz anılarla ayrılmanızı sağlayacak Bordeaux’da şehir sakinleri keyiflerine ve her Fransız gibi yeme içmeye çok düşkünler. Hafta sonu olduğu kadar hafta içi de tüm sokak ve meydanların cıvıl cıvıl olduğu kentte, tura Vieux Bordeaux adı verilen eski şehirden başlamak en iyisi. Bu bölgede Gotik mimarinin en güzel örneklerinden kabul edilen Cathédrale Saint-André mutlaka görülmeli. Tour Pey Berland adındaki çan kulesine çıkıp Bordeaux manzarasının da tadını çıkarabilirsiniz tabii. Paris’teki Opéra de Garnier’in bir modeli olarak tasarlanan Grand Théâtre ise şehrin en görkemli yapılarından biri. Opera binasının bulunduğu meydanın adı ise Place de la Comédie. Bu meydanda bulunan bir diğer görülmeye değer bina, geçmişi 230 yıl öncesine dayanan Le Grand Hotel Bordeaux.

Bordeaux için meydanlar şehri demiştik. Yoksa demedik mi? O zaman şimdi diyelim; Bordeaux bir meydanlar şehri. Bu meydanların içerisinde imza olan bir meydan var ki; o da Place de la Bourse. Bu meydanın özelliği sahip olduğu görkemli binaların yanındaki Miroir d’eau adı verilen oldukça geniş ve sığ havuz. “Su aynası” anlamına gelen bu havuzdan zaman zaman fıskiyelerle su gösterileri yapılsa da asıl önemli özelliği bulunduğu meydanın tüm güzelliklerini yansıtan bir ayna görevi görmesi. Sırf bu manzarayı gördükten sonra bile bu şehre âşık olabilirsiniz. Bordeaux’un güzellikleri anlatmakla bitmez, ama biz yine de görmeden dönmemeniz gereken noktalarını sayalım:

  • Öğrenci hayatının kalbi Place de la Victoire
  • Eski bir kilise olan Cinéma Utopia
  • Şehrin en popüler mekânı L’Apollo’nun bulunduğu meydan Place Fernand Lafargue
  • Musée des Beaux-Arts de Bordeaux Güzel Sanatlar Müzesi
  • Renkli ve keyifli mekânlara ev sahipliği yapan Quai des Chartrons

Yazımızı bitirmeden şunu da ekleyelim; Bordeaux’a geldiğinizde burada karşınıza en çok çıkan yiyecek, dışı karamelize, içi hafif ıslak bir hamur tatlısı olan ve kendine özgü kalıplarda pişirilen canelé. Bu enfes tatlıdan elinize bir tane alıp şehirde kurulan birbirinden güzel antika pazarlarını gezme keyfini yaşayabilirsiniz.

Tüm dünyada insanların en çok sevdiği sporların başında gelen futbol, 1930 yılından itibaren FIFA tarafından düzenlenen turnuvayla taçlanıyor. Dünya genelinde olimpiyat oyunlarından bile daha fazla izlenen FIFA Dünya Kupası, 2018 yılında köklü tarihi ve kültürüyle yüzyıllardır var olan, aynı zamanda dünyanın en büyük ülkesi olma özelliğini taşıyan, mevsimi soğuk, insanı sıcak Rusya’da düzenleniyor.

Rusya, edebiyatıyla, sanatıyla, köklü aristokrasisiyle, mimarisiyle, her biri birer sanat eseri kabul edilen eşsiz metro istasyonlarıyla, bilim, spor ve diğer alanlarda kazandığı başarılarla adından söz ettiren, yüz ölçümü olarak dünyanın en büyük ülkesi. Bu kocaman ülkenin kalbi de tabii ki başkent Moskova. Moskova dünyadaki en büyük 5. şehir olma özelliğini taşırken, o da tıpkı İstanbul gibi yedi tepe üzerine kurulmuş. Rusların, ortasından geçen nehre istinaden “kıvrımlı su” adını verdikleri Moskova, tarihin akışında herkes için büyük öneme sahip şehirlerden biri. En ünlü caddesi içerisinde kafeler, restoranlar, lüks mağazaların bulunan Arbat (Арбат) Caddesi. Moskova’nın kalbi ise; aslında Rusların “Güzel Meydan” dediği ama herkesin kelimenin diğer anlamıyla seslendiği, “Kızıl Meydan”. Kızıl Meydan, içerisinde Rus Kraliyet Ailesi’ne ev sahipliği yapmış Kremlin Sarayı’nı ve masallar diyarından çıkıp gelmiş gibi duran Vasili Kilisesi’ni kapsıyor.

Moskova, Sanatın En Güzel Örneklerini Sunuyor

Sanata, özellikle de opera ve baleye büyük önem verilen Rusya’da Petrovskaya Tiyatro Meydanı’nın gözbebeği, Kuğu Gölü, Fındıkkıran gibi dünyaca ünlü eserlerin ilk kez sahnelendiği meşhur Bolşoy Tiyatrosu. Ünlü yazar Maksim Gorki’nin adını verdikleri Gorki Parkı ise, II. Dünya Savaşı’nda hep birlikte ülkeyi savunan Müslüman, Yahudi ve Hristiyan halkların kardeşliğini göstermek adına, yan yana bulunan cami, havra ve kiliseye ev sahipliği yapıyor. Dünya edebiyatına önemli eserler ve yazarlar kazandırmış Rusya’da edebiyatın önemli kalemlerinden, şair ve yazar Aleksandr Puşkin’in bir müzesi bulunuyor.

Yerel Menülerden Kafe Dolu Sokaklara Lezzetli Bir Yolculuk

Eşsiz bir Moskova manzarası görmek istiyorum dediğinizde ise, Kızıl Meydan’a çok yakın olan ve gelişen Moskova’nın yeni yapılarından Zaryadye (Зарядье) Parkı’nın içindeki V şeklindeki köprü ve Destskiy Mir Alışveriş Merkezi’nin (Детский мир) çatı katını size önerebiliriz. 1893’te hizmete giren ve hemen Kızıl Meydan’a açılan Gum Alışveriş Merkezi (ГУМ) ise Rusya’nın en eski alışveriş merkezlerinden biri olmasının yanı sıra içinde bulunduğu binanın güzelliği ve mevsime göre hazırladığı konseptlerle görülmeye değer yerlerden biri. Genellikle konsept kafelerde vakit geçirmeyi seven Rusların en çok gittikleri yerlerden biri ise, içerisindeki tüm dekorasyon ve eşyaların Sovyet Rusya dönemine ait olduğu Varenichnaya (Вареничная) adlı zincir kafe. Buradaki kafe ve restoranlara gelmişken, Rusların meşhur mantısı pelmeni (Пельмени), çeşit çeşit havyar ya da farklı yan ürünlerle tüketebileceğiniz krepler ve tabii ki borş çorbası (Борщ) yemeden de dönmeyin deriz. Eliniz boş dönmek istemezseniz, matruşkalardan, platok adını verdikleri kendilerine özgü ve renklerdeki muhteşem şallardan, dünyada en iyilerinin Rusya’dan çıktığı kehribar taşlarından yapılmış takılardan ve belki de Almanlar veya Belçikalılar kadar adını duyuramamış olsa da birbirinden güzel meşhur Rus çikolatalarından alıp sevdiklerinizi sevindirebilirsiniz.

2018 Dünya Kupası Heyecanı Moskova’yı Sarmalıyor

Gelelim işin futbol kısmına… 14 Haziran’da Moskova’da ev sahibi Rusya ile Suudi Arabistan arasında oynanacak maçla başlayacak olan 21. Dünya Kupası, 15 Temmuz’daki final maçının yine aynı statta oynanmasıyla sona erecek. Moskova’daki maçların tamamı Luzhniki Stadyumu’nda oynanacakken, turnuva, Rusya’nın diğer 10 şehrindeki 11 stadyumda devam edecek. Turnuvanın devam edeceği diğer şehirler ise; St. Petersburg, Nijniy Novgorod, Kazan, Yekaterinburg, Samara, Saransk, Volgograd, Rostov-na-Donu, Soçi, Kaliningrad.

Christiano Ronaldo, Messi, Mesut Özil gibi efsane futbolcuların ve Almanya, Brezilya, İspanya, Arjantin gibi futbol devi ülkelerin buluştuğu FIFA Dünya Kupası 2018’in heyecanını bu güzel ülkede canlı canlı deneyimlemek isterseniz, sizi Atlasglobal’e bekleriz.

Eminiz hepiniz “Şu şehir doğunun Paris’idir!”, “Hayır o değil, bu şehir doğunun Paris’idir!” gibi polemiklere şahit olmuşsunuzdur. O zaman sözün aslında biraz farklı olan orijinalini biz söyleyelim; “Beyrut, Orta Doğu’nun Paris’idir.”

Lübnan’ın başkenti olan, yaklaşık 2 milyon nüfuslu bu Akdeniz şehri için söylenebilecek ilk kelime; çok çeşitlilik. Müslüman, Hristiyan, Arap, Ermeni, göçmen, eski, yeni, modern ve gelenekselin iç içe geçtiği bu girift kent, size hem Orta Doğu’da olduğunuzu unutturuyor hem de burada bulunduğunuzu sonuna kadar hissettiriyor. 70’li yıllarda yaşanan iç savaşın ardından, birbirine saygı duyarak yaşamayı öğrenen ve bundan memnun olan halkın yanında, yeni yapıları, modern restoranları, inanılmaz sanat organizasyonlarıyla Beyrut, Lübnan’ın yükselen değeri olmaya devam ediyor.

Beyrutluların sloganı: “Her şeye rağmen hayat devam ediyor! Ye, iç, eğlen!”

Hüzünlerini geride bırakmayı bilen Beyrut halkı için söylenebilecek en önemli şey; her durumda dışarı çıkabilmeleri ve hayatı çok sevmeleri. Beyrut’un kalbinin attığı sokaklardan biri olan ve bizim İstiklal Caddesi ile özdeşleştirebileceğimiz El-Hamra Caddesi, tam da yaşamayı seven Beyrutluların kesişim noktası diyebiliriz. Lüks konutlar ve gökdelenlerle yükselen semt Downtown da ihtişamını geri kazanan Beyrut’un adeta bir simgesi gibi. Çarşı anlamına gelen Souk bölgesi daha çok açık havada alıveriş yapabileceğiniz dükkânların olduğu bir cadde iken, Jemmayze bölgesi hem popüler hem de bohem hayatı benimseyenleri kucaklayan, birçok galeriye ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan bir bölge. Zaitunay Bay ise şehrin en ihtişamlı yapılarına, restoran ve mağazalarına sahip, Akdeniz ikliminin keyfini doyasıya çıkaracağınız zengin sahil kesimi.

Doğal güzellikler, tarihi mirasla buluşuyor

Yaklaşık 2 saatlik uçak yolculuğu ile ulaşabileceğiniz Beyrut; Güvercin Kayalıkları, iki katlı mağara diyebileceğimiz Jeita Mağaraları gibi doğal güzelliklerinin yanı sıra önemli ve ilginç müzelere de sahip. Birbirinden farklı doğal taşları ve nadide değerli taşları görebileceğiniz Mim Museum sizin için ilginç bir deneyim sunarken, tarihin her döneminden önemli eserleri inceleyebileceğiniz Beyrut Ulusal Müzesi ve Beyrutlu ünlü koleksiyoncu Nicolas Sursock’un görülmeye değer konağındaki Sursock Müzesi size farklı bir Beyrut deneyimi yaşamayı vadediyor.

Orta Doğu’nun yükselen sanat şehri

Tüm güzelliklere sahip Beyrut’un son zamanlarda ivmesini daha da yükselten şey ise, kentte sürekli olarak düzenlenen sanat etkinlikleri. Sanatta dışa dönük bir tutum sergilemesi ve dünyanın her yerinden gelen sanatçılar için rahat bir ortam sağlaması Beyrut’u bulunduğu coğrafya içinde başka bir boyuta taşıyan bir merdiven adeta. Kentte devamlı olarak düzenlenen sergiler, konuşmalar, çağdaş sanat performansları, tasarım panelleri, özellikle de müzik organizasyonları, Beyrut’un çok kültürlü atmosferiyle birleştiğinde size unutulmaz bir deneyim yaşatacak. Dünya modasında giderek söz sahibi olan Beyrutlu tasarımcılar da giyim kuşamına pek düşkün bu kentin dünyaya açılan başka bir yüzünü temsil ediyor.

Biri humus mu dedi?

Arap mutfağının Akdeniz kıyılarıyla bütünleşmesinin başarılı bir örneği sayılabilecek Beyrut mutfağı, birbirinden lezzetli birçok seçeneği sunsa da size tavsiye edebileceğimiz bazı mekanlar var. Siz de eğer bir humusseverseniz, Ashrafieh bölgesindeki Le Chef size bu konuda fazlasıyla yardımcı olacak. Klasik Lübnan mutfağının güzel örneklerini sunan Le Mounir, şehrin en iyi balık restoranı kabul edilen Chez Sami, öğle yemeğinde farklı alternatifler deneyebileceğiniz Tawlet in Mar Michael, Karam Restaurant ve Leila size önerebileceğimiz yerler arasında. Son olarak söyleyeceğimiz şey ise; nerede yerseniz yiyin ama Beyrut’tan humus, falafel, toubuleh yemeden, Arap kahvesi içmeden dönmeyin! Beyrut yolculuğunuz için ise Atlasglobal ilk tercihiniz olsun!

Yunanistan’a bağlı bir Ege adası… Evet, Mikonos; Kiklad Adalarının bir parçası… Heyecan verici Mikonos’un zamanı geldi çattı! Neden “zamanı” diyoruz? Buralar yazın bir başka güzel oluyor da ondan… Yunan mimarisi, yaşam tarzı, beyaz evleri, çiçekleri ve berrak, masmavi bir deniz! Hepsini bir arada düşünebiliyor musunuz? Düşünmenize gerek yok, biz size şimdi “nereleri gezmelisiniz” anlatacağız. Tabii anlatmakla anlaşılmaz, tadına varılmaz, gidip görmek gibi olmaz. Bunun da farkındayız…

Yel Değirmenleri

Burası biraz romantik, biraz da nostaljik! 16. yüzyıldan beri Mikonos’un en çok dikkat çeken yapılarından biri burası. Aslında nostaljik olduğu için romantik ya zaten… Mikonos’ta keyfinize keyif katmak istiyorsanız yel değirmenlerine uğramalısınız. Buranın manzarası gerçekten bambaşka. Günü burada batırmanızı şiddetle tavsiye ederiz. Yel değirmenleri Chora’da bulunuyor ve limana da oldukça yakın. Aklınızda bulunsun. 😊 Bu arada yel değirmenlerine giderken yazlık kıyafetlerle gideceksiniz, haklısınız ama Mikonos’un rüzgârı da meşhurdur. Akşamları üşümenizi ve keyfinizin bozulmasını istemeyiz. Önceden uyarımızı yapalım.

Mikonos Plajları

Mikonos en çok plaja sahip adalardan biri. Bu bilgiyi biliyor muydunuz? Neyse bizden öğrenmiş oldunuz. Plajları oldukça meşhur çünkü denizi muazzam! Eğlenmek için, keyif, huzur, dinginlik için… Her çeşit plaj mevcut burada. Güzel bir seçim yapmak lazım, aklınızın diğerlerinde kalmaması da gerek. Kalırsa da çözüm basit; tatili uzatmak lazım! Sarı ve ince kumlu bir kumsal ve sığ bir deniz… Ama en temizinden desek? İnsanın canı çekiyor doğrusu! Eğer rüzgâr sörfü seviyorsanız buna özel plajlar bile mevcut.

Size ipucu olarak bu plajlardan birkaç örnek verelim: Paradise Plajı daha çok parti ve eğlence için oldukça hareketli bir yer. Kapari Plajı ise tam tersi doğal takılmak ve havlusunu istediği yere rahatça sermek isteyenler için ideal! Saint Sostis Plajı ise oldukça sessiz bir plaj. Huzur ve bolca güneş isteyenler buraya yönelebilir. Kalafatis Plajı ise en sevilen yerlerden biridir. İşte dedik ya; çeşit çeşit!

Mikonos Sokakları

Mikonos sokaklarında kendinizi kaybedebilirsiniz, bu bir uyarıdır! Çünkü evler bile insanın dikkatini oldukça çekiyor. Beyaz evleri, sokak aralarından görünen deniz manzaraları ve cıvıl cıvıl süslü duvarlarla oldukça ünlüdür Mikonos sokakları. Süslü derken çiçeklerle kaplıdır mesela! Bu arada hayalinizde büyük sokaklar canlanmasın. Küçük ve dar sokaklardır bunlar ama fotoğraflarını çekmeye doyamayacaksınız, bizden söylemesi.

Tarih ve sanat tutkunları; sokak sokak gezerken Mikonos Arkeoloji Müzesi, Paraportiani Kilisesi ve Ege Denizcilik Müzesi’ni de ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. Buraları gezerken Mikonos’a özgü küçük hediyelikler almak isteyeceksiniz. Hemen size bir tavsiyede bulunalım; deniz kabuklarından yapılan çok tatlı süs eşyaları var. Ayrıca tarih kokan bilezik ve kolyeler de oldukça iddialı çünkü arkeolojik kazılardan esinlenilerek yapılmış hepsi. Harika değil mi?

Küçük Venedik

Evet, Küçük Venedik (Little Venice)! Burası oldukça hareketli bir bölüm. Restoran ve kafelerin sırayla dizildiği, sizinse bir şeyler yiyip veya yudumlayıp keyif yapacağınız bir yer. Hatta burası Alefkandra olarak da biliniyor. Neden Küçük Venedik deniyor buraya? Çünkü o kadar güzel ki aynı Venedik’e benziyor!

Buradan bahsetmişken leziz tatlardan söz etmeden olmaz diye düşünüyoruz. Sakızlı dondurma ve lokma tatlısı oldukça meşhur. Patlıcan musakka ve baklava gördüğünüzde ise sakın şaşırmayın. Hele deniz ürünleri… Bir yandan Yunan mutfağı eşlik edecek masanıza, bir yandan da aşina olduğumuz lezzetler. Burada ahtapot, deniz börülcesi, humus gibi lezzetleri denemek de başka bir keyif. Her ne kadar bazı şeyleri bizden almış ve bunu asla kabul etmiyor olsalar da denemeye değer çünkü güzel yapıyorlar.

Mikonos küçük bir ada ama huzuru koklamak için resmen birebir. Burası daha çok yazın tercih edilir, yani şimdi tam zamanı! Tertemiz denizi, plajları ve gece hayatıyla oldukça ilgi gören bir yer. Bembeyaz dar sokakların ve merdivenlerin oluşturduğu bir labirent düşünün. Gün batımına eşlik edecek yel değirmenlerini hayal edin. Keyfe birebir, denize sıfır restoranların yer aldığı Little Venice’i düşleyin ve hemen Atlasglobal’den Mikonos uçak biletinizi alın!

Malum masalları bilirsiniz: Mesela Sezar, bilinen dünyayı ele geçirir; Galya’da küçük bir köy dışında… Ya da iyi bir çocuk olursanız, küçük mavi yaratıkları görebilirsiniz. Küçük Deniz Kızı, sevdiği adam için denizlerden vazgeçer… Bütün bu hikayelerin Avrupa’nın kuzeyinde, aynı coğrafyada yer alması bir tesadüf olabilir mi sizce? Peki, renk, ışık ve gölgenin çok değerli ressamlarının, Van Gogh’un, Rembrandt’ın Felemenk olmasına ne demeli?

Hayal gücü ve estetik merakının yanında renklere, sanata ve geçmişiyle barışık yaşamaya meraklı Kuzey Avrupalılar, Viking ve Felemenk gelenekleriyle dünyaya başka bir pencereden bakıyorlar. Geçmişi gelecekle birleştirirken, doğanın kalbine sanatsal bir dokunuş yapıyorlar. İşte Hollanda’nın kuzeydoğusundaki minik kasaba Giethoorn’un masalsı atmosferi, tüm bu saydığımız detayların kesişim kümesi gibi.

Tamamıyla küçük kanallarla çevrili, 2500’den biraz fazla kişinin yaşadığı bu muhteşem masal köyünün 1500 yıllık bir tarihi var. Bu köyde yerleşim kuran ilk Felemenkler, minyatür kanalların arasına, üzeri tabaklanmış samanlarla kaplı evler yapmışlar ve dünyanın kalanından arınmış küçük bir şehir yaratmışlar. Balıkçılık yapan bu kabile, büyük bir sel nedeniyle şehrin dört bir yanına dağılmış keçi boynuzlarından esinlenerek buranın adını “keçi boynuzu” anlamına gelen “Goat Horn” olarak belirlemiş. Bu isim, birçok tarihi şehirden aşina olduğumuz üzere, zamanla evrilerek “Giethoorn”a dönüşmüş.

Güzelliklerini Keşfedeceğiniz Büyülü Bir Köy

Amsterdam’dan Zwolle’ye 1 saatlik tren yolculuğunun ardından 45 dakikalık bir otobüs aktarmasıyla varılan Giethoorn, dünyanın kalanından soyutlanmış bir köy. Otobüsten Giethoorn durağında iniyor ve önce bir hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Çünkü otobüs sizi, sıkıcı bir yol kenarında, bir nevi bir İETT durağının kıyısında bırakıyor. Şaşkınlıkla “Ne işim var benim burada?” diyorsunuz. Böyle durumlarda size tavsiyemiz evrensel bir gerçek: Kalabalığı takip edin. 😊 Otobüs durağının az ilerisinde, sağda bir sosyal tesis tabelası göreceksiniz. İşte tam oradan sağa dönüp uzun bir yoldan ağaçlara doğru yürüyün. Yaklaşık 10 dakika sonra mutluluğa ve huzura ulaşacaksınız: İşte, Giethoorn karşınızda!

Küçücük bir kanal yolu, etrafında ahşap ve tuğladan yapılmış tek katlı evler… 160’tan fazla köprü ve hiç taşıt olmayan bir hayat! Küçücük evler, çiçek ve ağaç dolu bahçeler; çimenlerin arasında, suların korumasında tasarlanmış. Kanalların üzerine yapılmış, minik ve yüksek köprülerden geçerken evlerin boyları sizin boyunuzdan kısa kalıyor! Kendinizi uçsuz bucaksız bir Hobbit köyünde ya da Şirinler’in köyünde hissetmeniz için başka hiçbir şeye ihtiyaç yok!

Giethoorn’da bütün ulaşım, kanallar arasında sandallarla ya da yaya olarak yapılıyor. Kesinlikle arabanın girmesi mümkün değil; zaten araba girecek, araç sürülecek bir yol da yok bu Hobbit köyünde! Kişi başı 8€ karşılığında yapılan kanal turlarıyla bütün kanallardan geçebiliyor, şehrin paralelinde bulunan gölde tatlı bir gezintiye çıkabiliyorsunuz. Kanal turunda, gölün ortasındaki minik adaya yerleşmiş bir otel gördüğünüzde hayranlığınızı gizleyemiyorsunuz. Etrafta insanların sesleri duyulmuyor! Bir araç gürültüsü yok. Sadece motorlu sandalların sesleri ve su seslerini duyabiliyorsunuz. O da sadece bir saate kadar.

Su Kıyısında Huzur Kokan Lezzetler

Bu şahane masal şehrinde aynı zamanda 20’den fazla otelcik var. Hepsi de son derece keyifli ve sıcak insanlar tarafından işletiliyorlar. İnsanlar son derece güleryüzlü ve yardımseverler… Özellikle köprülerin arasındaki güzel restoranlarda keyifli yemekler yemek için asla bir bahane aramayın! Dünya mutfağının keyifli örneklerini bu şık, samimi ve güzel restoranlarda tadabilirsiniz. Fiyatlar, Hollanda’nın genelinden çok farklı değil… Bu keyifli atmosferde yemek yemek ise paha biçilemez!

Giethoorn’u gördükten sonra, Şirinler’i yazan Peyo’nun, Asterix’in Goscinny’sinin, Andersen’in bu muhteşem köyden ilham almadığını söyleyemiyoruz ve size sadece bir tavsiye yapıyoruz: Eğer siz de Atlasglobal’le unutulmaz bir seyahat yaşamak istiyorsanız, Amsterdam’a biletinizi aldığınızda, Kuzey Avrupa’nın bu keyifli köyünü mutlaka tatil planınıza ekleyin…

İyi tatiller dileriz! 😊

Yüzyıllar boyunca hüküm süren bir uygarlığın başkentini sizce bir yazıya sığdırabilmek mümkün olur mu? Tüm dünyada konuşulan dili, ortaya çıktığından beri dünyanın her yerinde tanınan kültür ikonları, müzik tarihine damga vurmuş grupların ana vatanı, edebiyatta, sanatta, sporda efsane isimlerin çıktığı, günümüzde hâlâ monarşinin saygı gördüğü bir ülke desek tahmininiz kolaylaşır mı? Evet, bildiniz! Bu ay sizlere güzel bir Londra rehberi hazırladık.

Londra, anlatmakla bitmeyen, tam anlamıyla kozmopolit diyebileceğimiz bir başkent. Sarayları, müzeleri, festivalleri, sokakları, spor müsabakaları, konserleri saymakla bitmiyor neredeyse. Burada kısa bir tatil planlıyorsanız şehre haksızlık edersiniz, bizden söylemesi.

Hepimizin çok iyi tanıdığı İngiliz kültür ikonları

Yazımıza başlarken sizlere İngiltere’de her yerde göreceğiniz kültür ikonlarından biraz bahsedelim. Öncelikle İngiltere anayasaya dayalı meşruti monarşi ile yönetiliyor. Ülkede kraliyet ailesinin yasal olarak kesin bir hükmü olmasa da halkın gözündeki saygısı çok yüksek. Bu nedenle İngiltere’nin başlıca kültür ikonu, şu an kraliyet ailesinin başında olan Kraliçe 2. Elizabeth. Kraliyet ailesinin düğünleri ve törenleri de sadece İngiltere’de değil, tüm dünyada merakla takip ediliyor. İngilizler ölçü ve para birimleri, trafik akış yönleri ve çeşitli toplumsal kurallarıyla dünyanın geri kalanından çoğunlukla ayrılıyor. “Union Jack” adını verdikleri ve neredeyse her yerde kullanılan Birleşik Krallık bayrağı, gri İngiltere atmosferinde dikkat çeken kırmızı iki katlı otobüsleri ve telefon kulübeleri, sütlü çay alışkanlıkları ve 2. Dünya Savaşı’nda halkı motive etmek için hazırlanıp kullanılmamasına rağmen yıllar sonra tüm dünyada sosyal medyayı kasıp kavuran “Keep Calm and Carry On” sözü İngiltere’nin sayılamayacak kadar çok kültür ikonlarının başında geliyor.

Bu köklü kültüre başkentlik yapan Londra, tüm bu nimetlerden fazlasıyla nasibini almış bir şehir. Her noktasında mutlaka katılabileceğiniz bir etkinlik, gezebileceğiniz bir müze var. Bu şehrin tabii ki kaçırılmaması gereken ilk noktası dünyanın en ünlü baskül (açılıp kapanabilen anlamına geliyor) köprüsü Tower Bridge ve çevresi. Köprünün hemen bitiminde yer alan Londra Kalesi de şehrin en önemli tarihi yapılarından. Bu bölgede mutlaka görmeniz gereken diğer yerler ise, İngiliz ve dünya edebiyatının en önemli ismi Shakespeare’in ünlü oyunlarının sergilendiği Globe Theatre, Tate Modern, St. Paul’s Katedrali ve ücretsiz gezebileceğiniz İngiltere’nin en kapsamlı müzelerinden Museum of London.

Londra’nın farklı bölgeleri ve farklı deneyimleri

Londra’yı gezmek için bölge bölge ayırmak çok işinize yarayabilir. Bu bağlamda size tavsiye edeceğimiz ilk bölge Buckingham Sarayı ve çevresi olur. Bu bölge içerisinde kraliyet ailesinin Londra’da yaşadığı yer olan Buckingham Sarayı, kraliyet ailesinin düğünlerinin, cenazelerinin ve taç giyme törenlerinin yapıldığı ünlü kilise Westminster Abbey, İngiltere’nin meşhur Parlamento Binası ve tabii ki ikonik saat kulesi Big Ben bu bölgede görmeniz gereken yerlerin başlıcaları. Bu arada size Big Ben hakkında bir bilgi daha verelim. Big Ben bu ünlü kulenin değil, saat kulesinin içindeki çanın adı. Kulenin ismi ise aslında Elizabeth.

“Londra’nın en meşhur simgesi nedir?” diye sorarsanız size birçok cevap verebiliriz ama London Eye, sanırız Londra’nın en dikkat çekici simgesi. Yerden 135 m yükseğe çıkan ve harika bir şehir manzarası sunan “Londra’nın Gözü” tam yedi yılda yapılmış. Şansınıza hava açıksa, düz bir coğrafyaya sahip Londra’nın 40 km ilerisini görebiliyorsunuz London Eye’dan.

Londra müzelerini gezmeden olmaz!

Londra için tam bir müzeler şehri desek sanırız yanlış olmaz. Dört bölümden oluşan ve içerisinde dinozorlardan anatomiye, uzay mekiğinden mavi balina maketine kadar doğa, insan ve teknolojiye dair her şeyi bulabileceğiniz National History Museum, içerisinde şaşırtıcı sayıda Türkiye’den tarihi eser bulunan Victoria & Albert Museum, Londra’da sanatın kalbinin attığı yer olan Royal Albert Hall ve hemen yakınlarındaki dünyaca ünlü Hyde Park bu bölgede yer alan dikkat çekici noktalardan.

Dedik ya Londra tam bir müzeler şehri diye, British Museum’u burada saymasak haksızlık ederiz bizce. Dünyanın her medeniyetinden örnekleri barındıran müzenin dışında, ülkemizde de bir şubesi açılan Madame Tussauds Museum, ünlü İngiliz roman karakterine adanmış Sherlock Holmes Museum ve dünyaca bilinen eserlerin sergilendiği National Gallery ve dünyanın en büyük kütüphanesi British Library’yi görmeden Londra gezisini tamamlamayın deriz.

Dünyanın önde gelen üniversitesine de adını veren Oxford, şehrin sakinlerinin Londra’nın merkezi kabul ettikleri ve tam ortasında yer alan görkemli Nelson Sütunu’yla Trafalgar Square, birçok film galasına ev sahipliği yapmış çok sayıda sinemaların bulunduğu Leicester Square, rock punk tarzındaki dükkanlarıyla ilginç ve eğlenceli Camden Town ve Julia Roberts ve Hugh Grant’in başrollerini paylaştığı aynı isimli film ile meşhur olan, yan yana dizilmiş rengârenk evlerin bulunduğu sokaklarıyla şirin mi şirin Notting Hill Londra’nın sembollerinden diyebiliriz.

Ayrıca şehir merkezinden trenle rahatlıkla ulaşabileceğiniz, başlangıç boylamının geçtiği yer olarak kabul edilen ve tüm dünya saatlerinin buradaki saate göre ayarlandığı Greenwich görmeniz gereken yerler arasında.

Dünya mutfağından lezzetlerle dolu Londra

Tüm bu gezilerde tabii ki acıkacağınızı da tahmin ediyoruz. İngiltere’de ilginç olan detay ise bu kadar köklü bir kültüre sahip olan bir milletin çok kısıtlı bir mutfak kültürü olması. Kısıtlı mutfak kültürü deyince gözünüz korkmasın. Londra, tam bir kozmopolit şehir olduğu için dünya mutfağının en çeşitlisini ve en iyilerini bulabiliyorsunuz. Kendi mutfaklarının en önemli yemeği ise fish and chips. Londra’da bu yemeğin farklı varyasyonlarını yapan onlarca restoran mevcut. İngiliz mutfak kültürüne dair söyleyebileceğimiz diğer şey ise, ikonik çay seremonisi olan afternoon tea. Beş çayı olarak bildiğimiz bu merasim, İngiliz kültürünün en önemli parçalarından. Shortbread adını verdikleri çöreğimsi ekmeklerin yanında çeşit çeşit reçeller, tereyağı ve kanepelere eşlik eden sütlü çay, zarif İngiliz porselenleriyle servis ediliyor. Bunun dışında et ve yumurta odaklı English breakfast da dünyada tanınan bir kahvaltı çeşidi.

Buraya yazmakla bitiremeyeceğimiz İngiltere ve İngiliz kültürü, dünyayı sanatta, sporda, müzikte etkisi altına almış güçlü bir kültür. Bu köklü kültürün başkentinde de günün her anı yapacak bir etkinlik, gezilecek bir müze, denenecek bir mutfak ve gidilecek bir dükkân mutlaka bulunuyor. Londra’dan nelerle dönersiniz bilemiyoruz ama çayın büyük önem taşıdığı bu kültürün en ünlü dükkanlarından Twinings’e uğrayıp sevdiğiniz çaylardan almayı unutmayın deriz. Atlasglobal ile uçtuğunuz seyahatinizi tamamlayıp ülkenize döndüğünüzde Londra’dan aldığınız çayınızı yağmurlu bir günde yudumlarken bu güzel geziyi yâd edersiniz.

“God Save the Queen!” 😊