Bir önceki yazımızda size Fransa’nın sadece Paris’ten ibaret olmadığını eşsiz güzellikteki Bordeaux ve Lyon kentlerini anlatarak kanıtlamıştık. Şimdi ise biraz daha güneye, dünya jet sosyetesinin göz bebeği, Avrupa kıtasının Akdeniz ile en güzel buluştuğu yere gidelim. Karşınızda Fransız Rivierası’nın muhteşem üçlüsü: Marsilya, Nice ve Cannes.

Marsilya

Fransa’nın Paris’ten sonra ikinci büyük şehri Marsilya için söylenecek çok fazla şey olsa da sanırız onu tanımlayan ilk kelime; “kozmopolit”tir. Fransa toprakları içerisinde kurulan en eski kent olma unvanını da taşıyan Marsilya, çok kültürlülüğünü Akdeniz ögeleriyle buluşturup diğer snop Fransız kentlerinden ayrılmış. Burada Afrika kökenli ağırlıklı olmak üzere birçok kültürü bir arada görmeniz mümkün. Bu çok kültürlülük yemekten, müziğe kadar her alanda kendini gösteriyor.

Şehrin kalbi “Eski Liman” olarak adlandırılan Vieux-Port. Burası sizi oldukça Marsilya’da hissettiren, sıra sıra teknelerin, hemen arkasından da restoran ve kafelerin dizildiği oldukça keyifli bir liman. Şehrin ruhunu hissettiren bir diğer yapı ise Marsilya’nın en yüksek noktasına kurulmuş bir Romano Bizans Bazilikası olan Notre-Dame de La Garde. “Monte Kristo Kontu” romanına da ilham kaynağı olan ve 17. yüzyılda cezaevi olarak kullanılan Château d’lf, 19. yüzyılda inşa edilen tek katedral olma özelliği taşıyan, yapımında beyaz mermer ve kırmızı-yeşil taşlar kullanılan görkemli mimariye sahip Maseille Cathedral bu kentte mutlaka görmeniz gereken yerlerin başında geliyor. Fransız mutfağından ziyade daha çok deniz ürünleri açısından zengin Akdeniz mutfağının en lezzetli örneklerini bulacağınız Marsilya, diğer birçok Avrupa kenti gibi buraya sığdırılamayacak kadar çok görülmesi gereken yeri barındırıyor. Marsilya’da görmeden dönmemeniz gereken yerleri şöyle sıraladık:

  • Doğal tarih müzesi ve devasa çeşmeleriyle Palais Longchamp
  • Heybetli surları, büyüleyici duvar süslemeleri ve heykelleri ile sizi Orta Çağ’a götürecek Abbey of St. Victor Kilisesi
  • Yerel mimar Pierre Puget’in yoksullar için tasarladığı bina La Vieille Charité
  • 2013’te mimar Rudi Ricciotti tarafından tasarlanan çağdaş ve sıra dışı müze Musee des civilisations de l’Europe et de la Mediterranee
  • Farklı kültürlerin sentezlendiği Le Panier ve bohem semt Cours Julien

 

Nice

Cote d’Azur olarak bilinen Fransız Rivierası’nın başkenti kabul edilen Nice, Akdeniz’in tüm güzelliğini barındıran turkuaz suları, birbirinden ünlü plajları, kafeleri ve restoranlarıyla dünyanın en ünlü isimlerine ev sahipliği yapmış bir şehir. Sahil kenarına sıralanmış rengârenk evleri, ünlü markaların butikleriyle göz alıcı bir şehir Nice. Hatta şehrin yerlilerinin tabiriyle “Nice La Belle”. Yerleşimin çok eski tarihlere uzandığı şehir, 500 yıl kadar hakimiyeti altında kaldığı Savoy Dükalığı’nın etkisinde kalmasının neticesi olarak, Fransız şehri olmasına rağmen daha çok İtalyan havası hakimiyetindedir. Yüzyıllar boyunca aristokratların ve sanatçıların tatil yeri olarak bilinen Nice, II. Dünya Savaşı sonrası dünyanın her yerinden turisti ağırlamaya başlamış.

Diğer Fransız kentleri gibi Nice’te de yapılacak çok şey var ama bizce burada yapacağınız en güzel şey; şehrin birbirinden ünlü plajlarından birine inip turkuaz renkli sıcacık Akdeniz sularının keyfini çıkarmak. Tabii görmeden ya da ziyaret etmeden dönmemeniz gereken yerleri biz sizin için yine de sıralayalım:

  • Sahil boyunca keyifli bir yürüyüş yapıp gün batımını izleyebileceğiniz Promenade des Anglais
  • En güzel Nice fotoğraflarını çekebileceğiniz, şehri tepeden gören nokta Le Parc du Château
  • Cours Saleya’da kurulan ve antikadan yiyeceğe kadar geniş ürün seçeneği ile renkli pazarlar
  • Birbirinden güzel heykellere ev sahipliği yapan meydan Palace Massena
  • Şehrin ilk kurulduğu bölge Vieux Nice

Şehrin mutfağını anlatmaya gerek yok diye düşünüyoruz, zira yüzyıllarca İtalyan hâkimiyetinde kalmış, Akdeniz kıyısında bir Fransız kentinden söz ediyoruz! Ama size, Nice Katedrali önünde sıralanmış dondurmacılardan bir dondurma yemeden dönmemenizi gönül rahatlığıyla tavsiye edebiliriz. 😊

 

Cannes

Geldik, Nice’in 33 kilometre uzağında bulunan ve adını ünlü film festivali ile tüm dünyaya duyuran Cannes’a. Cannes da tıpkı Nice gibi Akdeniz’in tüm güzelliğini kendinde barındıran bir şehir. 16. yüzyılda keşişlerin yaşadığı bu şehir, 19. yüzyılda İngiliz Lord Henry Peter Brougham’ın buranın manzarasına hayran kalması ve ev yaptırmasıyla popülerliğini kazanmaya başlamış. Bugün en varlıklı Fransızlara ev sahipliği yapan Cannes, en kalabalık dönemini mayıs ayında düzenlenen festival dolayısıyla yaşıyor. Eski bir balıkçı köyünden bugün dünya jet sosyetesini ağırlayan bir şehre dönüşmesine rağmen Cannes, tarihi dokusunu koruyan bir kent. Fakat sizi uyaralım; Cannes Fransa’nın en pahalı şehirlerinin başında geliyor. Şehirde yer alan birbirinden lüks evleri ve arabaları görünce bunu daha iyi anlıyorsunuz. Lüks mağazalar, restoranlar ve oteller “Yeni Cannes” olarak adlandırılan bölgedeki La Croisette caddesinde yer alıyor. Cannes Film Festivali’nin kapanış partisinin de yapıldığı, şehrin en ünlü ve lüks oteli Carlton Otel de burada yer alıyor. Şehrin tam anlamıyla ruhunu yakalayabileceğiniz “Eski Cannes” ise şehrin en tepe noktasında yer alan Le Suquet isimli geniş mahalle. Buradan Cannes’ın en güzel manzaralarını yakalamanız mümkün. Meşhur film festivalinin yapıldığı binanın adı ise; Palais des Festivals et des Congrés. Binayı çok küçük bir ücret vererek gezmeniz mümkün. Festivalin meşhur kırmızı halısı da bu bina ile Carlton Oteli’ne kadar, yani yaklaşık 800 metre arasına seriliyor ve yıldızlar burada yürüyor. Ayrıca bu binaya giden cadde üzerinde, birçok ünlünün tıpkı Hollywood’daki yıldızlı yol gibi üzerinde el izlerinin olduğu taşlarla döşeli bir yol bulunuyor.

Fransız Rivierası’nın üç şehri, sizi de bizim gibi heyecanlandırdıysa, uçak biletinizi almak için Atlasglobal’i hemen ziyaret edin.

Write A Comment

three × 5 =