İngiltere, Galler ve Kuzey İrlanda ile birlikte Birleşik Krallık’ı oluşturan ülkelerden İskoçya, dünya tarihinde de önemli bir yere sahip. İngiltere’den sonra Büyük Britanya’nın ikinci büyük ülkesi olan İskoçya’nın Edinburgh şehrine Atlasglobal konforuyla seyahat etmeden önce, gelin hep birlikte şehri yakından tanıyalım.

Bir şehir düşünün ki tam 1437 yılından beri ülkeye başkentlik yapsın. Orta Çağ ve Gregoryen mimarinin göz kamaştırıcı örneklerine ev sahipliği yapan Edinburgh; sofistike stili, yüksek kültür ve eğitim seviyesi ile tarih boyunca “Kuzeyin Atina’sı” olarak adlandırılmakta. İskoç aydınlanmasında önemli bir yere sahip bu şehir, aynı zamanda UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde de bulunuyor.

Şehrin eğitim ve kültür seviyesini oldukça yukarılara taşımasının nedeni, tüm dünyada saygın kabul edilen dört üniversiteye ev sahipliği yapması. Bunlardan en eskisi olan ve şehirle aynı ismi taşıyan Edinburgh Üniversitesi, kurulduğu 1583 yılından bu yana aralıksız eğitim veren oldukça köklü bir okul.

21. yüzyılda bile bozulmamış sokaklarıyla, kendinizi bir Orta Çağ masalında hissetmenizi sağlayacak Edinburgh sokaklarında kaybolmadan önce, size iki ilginç bilgi verelim. Tüm dünyada fenomen haline gelen, İngiliz Edebiyatı’nın biri eski biri yeni iki önemli serisi bu şehirde kaleme alınmış: Sherlock Holmes ve Harry Potter.

Cesur Yürek William Wallace’ın memleketinde sizi ilk olarak Castle Rock olarak adlandırılan ve 12. yüzyıldan bu yana tüm heybetiyle gelenleri selamlayan Edinburgh Kalesi’ne götürüyoruz. Yılda bir milyon (evet, tam bir milyon) ziyaretçiyi ağırlayan bu görkemli yapının tamamını gezmek yaklaşık üç saat sürüyormuş. Girişinde William Wallace’ın da bir heykelinin sizi karşıladığı kaleden her gün, yaklaşık 13.00 sularında İskoç halkının çok sevdiği top atışı yapılıyor.

Kendine özgü taç şeklindeki çan kulesiyle Edinburgh’un simgelerinden biri haline gelen bir diğer yapı ise İskoçya Kilisesi’nin merkezi kabul edilen St. Giles Katedrali. 14. yüzyılda yapılan ve 900 yıldır İskoçya’nın dini merkezi olarak kabul edilen katedral, ünlü Royal Mile’ın da büyük bölümünü kaplıyor.

Yeri gelmişken Royal Mile’dan da bahsedelim. Burası, sahip olduğu muhteşem yapılar, heykeller ve çeşmelerle sizi o Orta Çağ masalına ışınlayan Edinburgh’un en meşhur caddesi. Bu oldukça geniş caddedeki yapıların neredeyse ilk günkü gibi görünmesine şaşırmamak neredeyse imkânsız. Bu ünlü caddede gezerken ekonomiyle alakalı olanların yakından tanıyacağı, modern kapitalizmi şekillendiren İskoç ekonomist Adam Smith’in de heykeline rastlamanız mümkün.

Gelelim Edinburgh’a gitmişken mutlaka görmeniz gereken bir diğer yere. Her gün onlarca ziyaretçinin akınına uğrayan Edinburgh Kraliyet Bahçeleri, 13 binden fazla çiçek türüne ev sahipliği yapan devasa büyüklükte bir botanik bahçe. Kurulduğu 1670 yılında tedavi için şifalı bitkiler yetiştirme amacında olan bahçeler, günümüzde de bu amaca uygun laboratuvarlara ev sahipliği yapmaya devam ediyor. İçerisinde dinlenme alanları, süs havuzları, düğün törenleri için ayrılmış alanlar, bahçe bakımı ve tohumlar satan küçük bir dükkân ile bahçe ve bitki bakımı eğitim alanı gibi yerler bulunan Kraliyet Bahçeleri’nde, eğer şanslıysanız geleneksel kıyafetleri olan kilt giymiş erkeklerden oluşan bir İskoç düğününe denk gelip gayda ezgileriyle neşelenebilirsiniz.

Meşhur Royal Mile yolunun güney ucunda ise görüp görebileceğiniz en görkemli yapılardan Holyrood Sarayı (Holyroodhouse) bulunuyor. Kraliçenin İskoçya’ya geldiği zamanlarda konakladığı neoklasik mimari özelliklerine sahip bu saray; süslemeleri, resmi girişi olan Great Stair’i, Royal Dining Room’uyla görülmeye değer bir yapı. İskoç parlamento binasının da Holyrood bölgesinde konumlandığını belirtelim.

Tüm Birleşik Krallık’ın en çok ziyaret edilen ikinci müzesinden de bahsetmesek olmaz. İskoçya Ulusal Müzesi, dört katlı yapısıyla görkemli ve ferah bir bina. Müzenin içerisinde dünya tarihine yön veren tüm medeniyetlerden izler bulabileceğiniz gibi, geleceğe ve uzaya dair birçok sırrı da keşfedebilirsiniz.

Gelelim şehirdeki yeme içme mekânlarına ve gönlümüzce alışveriş yapabileceğimiz yerlere. Öncelikle alışveriş için tercih edebileceğiniz yer Princess Street. Yan yana onlarca dükkân içerisinden İskoç kültürüne ve bütçenize uygun bir hediyeyi mutlaka bulacağınıza eminiz.

Yeme içme konusunda ise İskoçya’da da diğer tüm Avrupa şehirlerindeki gibi dünya mutfaklarından en güzel seçkileri sunan birçok restoran bulabileceğinizi garanti ederiz. Ama illa İskoç mutfak kültürüyle tanışmak isterseniz, pırasa, patates ve tavuk üçlüsü ile yapılan cock-a-leekie çorbası ile sıcak bir başlangıç yapabilirsiniz. Sırada İskoçların ünlü tartışmalı yemeği haggis var. Karaciğer, akciğer, kalp gibi çeşitli sakatatların farklı baharat ve malzemelerle karıştırıldıktan sonra kuzu bağırsağına doldurulmasıyla oluşan oldukça geleneksel bir yiyecek olan haggis maalesef sakatat sevmeyenlerin uzak durması gereken bir yemek. Biftekli pay ise milföy hamuru, et ve sebzelerin buluştuğu lezzetli bir alternatif olarak sizi bekliyor. Bir de bahsetmeden geçemeyeceğimiz, içi yumuşacık marshmallow’lu, üzeri çikolata kaplı tea cake’ler var ki İskoçya’dan gelirken en fazla alacağınız şey olabilir. 😊

Edinburgh; sokaklarında sıkılmadan, büyük bir hayranlıkla gezeceğiniz, her köşesinde yüzlerce yıldır var olan yapılarıyla şaşkınlığa düşeceğiniz en özel Avrupa şehirlerinden biri. Hafif puslu havası, incecik yağmuru, sıcakkanlı ve güler yüzlü insanlarıyla kalbinizi çalacak bir şehir olan Edinburgh’a ilginç bir deneyimle veda etmek isteyenleri ise hem yerel halkın hem de turistlerin bayıldığı “hayalet turları”na alalım. İster ikonik çift katlı otobüslerde, isterseniz de Orta Çağ’dan kalma yapılarda düzenlenen bu turlarla Edinburgh, hafızalarınızda güzel anılarla kalacak…

Edinburgh’a biletinizi almak için Atlasglobal’i ziyaret edin.

Write A Comment

16 − seven =